İSTANBUL MÜZELERİ: PTT MÜZESİ
İstanbul, Sirkeci’de bulunan PTT Müzesi Osmanlı Devleti döneminde başlayan ve günümüze kadar
uzanan 175 yıllık süreçteki tüm yaşanmışlıkları gözler önüne seriyor. İstanbul müzeleri arasında nadide bir
yeri bulunan PTT Müzesi 15 yıldır yerli ve yabancı misafirlerine ev sahipliği
yapıyor.
Yerli bir turist kimliği ile Eminönü İskelesi'nde vapurdan indiğinizde Yeni Galata Köprüsü'nü arkanıza aldığınızı ve Sirkeci Tren Garı'nı hedeflediğinizi düşünürseniz çok zengin bir rota çizmişsiniz demektir. Mısır Çarşısı, Yeni Camii, Rüstem Paşa Camii, İş Bankası Müzesi, Büyük Postane Binası, Tren Müzesi gezilip görülecek yerlerin belli başlı olanlarıdır. Büyük Postane Binası’na ulaştığınızda cephesi yontma taş ve mermerden olan ve içinde PTT Müzesi bulunan yapıya hayran kalarak bakıyorsunuz. Bina 1905-1909 yılları arasında Türk bir mimara yaptırılmış. O yıllarda az sayıda olan Türk mimarlardan biri olan Mehmet Vedat (Vedat Tek) binanın üst katları ahşaptan olsun diyenlere ve çeşitli zorluklara karşı koymuş ve şu an 100 yaşını aşmış bulunan bu ihtişamlı binayı yapmış. Büyük Postane Binası, bir dönem Radyo Evi olarak kullanıldıktan sonra posta hizmetlerine tekrar devam etmiş ve 2000 yılında da farklı bir girişi olan PTT Müzesi’ne ev sahipliği yapmaya başlamış.
İstanbul PTT Müzesi’ne Giriş Merasimi;
Mazisi yeni olan ve
2000 yılında açılan PTT Müzesi'ne kapı zilini çalarak giriyorsunuz. İçeriye
girdiğinizde müze görevlisi kimliğinizi alıyor, ziyaretçi kartı veriyor. Eğer
büyük bir çanta taşıyorsanız gezerken rahat gezin diye onu da görevliye teslim
ediyorsunuz. Özel eşyalarınızı yanınıza almanıza izin veriyorlar. PTT Müzesi
hafta içi saat 08.30-12.30 ve 13.30-17.30 arasında ücretsiz olarak geziliyor. Hafta
sonu ve Resmi tatil günlerinde ise kapalı oluyor.
Girişle birlikte 3
kattan oluşan müzeyi gezmeye başladığımda fotoğraf çekemeyeceğimi öğrendiğim
için yüzüm asılıyor; çünkü yasak! Müze hakkında yazacaksam eğer, ilk dakikalarda gördüklerimden
sonra bu kadar detayı aklımda tutmama imkân yok! Geriye dönüp görevliden
çantamı alıyorum, içinden kalem ve not defterimi alıp tekrar yukarıya çıkmaya
başlıyorum.
İstanbul PTT Müzesi’ni Gezmeye Başlıyoruz;
Müzenin giriş
katında mermerden Osmanlı tuğraları sergileniyor. Tuğralarla birlikte büyük
boyutlu posta kutuları da sergilenenler arasında. Birinci kata çıkarken bir
kadın bir erkek olmak üzere ikişer manken geniş ve kavisli mermer merdivenlerde
size eşlik ediyor, üstlerinde ise ‘postacı kıyafetleri’ var.
Birinci katın
geniş boşluğundaki ayaklı stantlarda pullar sergileniyor. Aynı katta bir odanın
kapısının üzerinde Manastırlı Hamdi Bey
yazıyor. Kapıyı açıp girmek istediğimde kilitli olduğunu görüyorum.
Manastırlı Hamdi Bey, Ey Cesur İnsan!
Manastırlı Hamdi
Efendi’nin mesleği telgraf memurluğu ve kendisini 2000’li yıllara taşıyan olay
ise İstanbul’un işgal edilmesi sırasında yaşanıyor. 16 Mart 1920 günü İstanbul işgal
ediliyor. İşgal kuvvetleri haliyle haberleşmeyi denetimleri altına alıyorlar.
Fakat Manastırlı Hamdi Efendi, denetime rağmen İngiliz kuvvetlerinin
Şehzadebaşı semtindeki mızıka karakolunu basıp altı askeri şehit ederek on beşini
yaraladıklarını, Ankara’ya bildiriyor… Hamdi Efendi daha sonraları bir dönem Ankara’daki Başkomutanlık
Karargâhı’nda telgraf memurluğu yapıyor.
İkinci kat, müzenin içerik olarak en zengin bölümü oluyor. Merdivenler sizi salona ulaştırıyor. Salondan diğer odalara geçiyorsunuz. Salonda sizi, üzerinde yazana göre “Manyotolu masa telefonu ve kadranlı masa telefonu” karşılıyor. Yanında ise dünya şeklinde altın sarısı renginde madenden küçük bir heykelcik bulunuyor.
Dünya Posta Birliği;
Heykelciğin
üzerinde Union Postale Üniverselle (UPU) Dünya Posta Birliği 5 Eylül 1874 yazıyor.
UPU, İsviçre'nin Bern şehrinde toplanan 22 ülkenin temsilcileri tarafından
kurulmuş. Türkiye, birliğin kurucu üyeleri arasında yer alıyor. Birlik 1 Temmuz
1948 yılında Birleşmiş Milletler bünyesinde özel bir kuruluş haline getirilmiş. UPU heykelciğini geçip telgraf ve santrallerin
olduğu bölüme geçiyorsunuz.
PTT Müzesindeki Telefon ve Santraller;
Burada o kadar çok
telefon ve santral var ki… Sergilenenlerden
bazıları ise şöyle;
- Türkiye'de imal
edilen ilk telefon,
- PTT’nin
kuruluşunun 150. yılı münasebetiyle Alcatel-Bell firması, Alexander Graham Bell'in
1876 da icat edilen ilk telefonun orijinal bir örneğini hediye etmiş. Bu ilk
telefon o kadar değişik bir tasarıma sahip ki daha önce bu telefonu
görmediyseniz eğer bunun bir telefon olduğunu asla düşünemezsiniz bile.
- 1877 yılında
Bell telefon şirketi tarafından imal edilmiş ilk telefon.
Santrallerin
olduğu küçük odadan çıktığınızda karşınıza büyük ve ferah bir salon çıkıyor. Bu
salonda mühürler sergileniyor. Aynı zamanda Osmanlı Devleti döneminde kullanılan
posta taşıma çantalarının bulunduğunu görüyoruz. Aynı salonda diğerleri gibi
camekânlar içinde sergilenen telgraf çevirgeçleri, komple mors postası gibi
aletler bulunuyor.
Büyük salondan
daha küçük olan bir odaya geçtiğinizde, Hughes tipi yazma makinası, telgraf
makineleri, teleks cihazlarını görüyorsunuz.
Ağırlıkla çalışan iğneli, pusulalı, manüpleli, komitatörlü telgraf makinası |
Başka bir odada;
postada kullanılan teraziler, Osmanlı Devleti'nin ilk Tatar posta haritası,
Aydın ile Ege kısmının telgraf haritası, başka haritalar ve çeşitli duvar
saatleri sergileniyor. Aynı katta çıkışa yönelirken devasa telefon
santrallerinin yanından geçiyorsunuz. Sonra siyah bir piyano ile
karşılaşıyorsunuz!
Osmanlı Devleti Döneminde Posta İşlerinin Gelişimi;
1838 yılında II.
Mahmut posta hizmetlerinin iller arasında ücretli olarak yapılmasını, dağıtımda
Müslüman, reaya* ve yabancılara eşit davranılmasını emretmişti. Tanzimat Fermanı
ilanı ile posta hizmetleri kamu hizmetleri içine alınmış, 1855 yılına gelindiğinde
telgraf hizmetleri nezaret düzeyine çıkarılmıştı. 1862 yılında ise pul
uygulamasına geçildi. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında statüsü devamlı
değişen kurum 1919 yılında genel müdürlük düzeyinde örgütlendi ve genel
müdürlüğe ise Refik Halit Karay getirildi.
1862 yılında para
yerine pul uygulamasına geçildi demiştim. PTT, kuruluşunun 150. ve 175. yıllarını
anmak için pul serisi çıkarmıştır. Her iki seriyi de alıp koleksiyonuma katma
şansına sahip oldum. Bu pulların fotoğraflarını da paylaşmak istiyorum.
PTT nin kuruluş tarihi olarak anılan 1840 yılına gelişin hikâyesi yukarıdaki paragraftaki gibi. Telgraf ve telefonun kullanılmaya başlanması ile büyüyen bu kuruluşun nereden nereye geldiğini görmek için bu müzeyi gezmenizi tavsiye ediyorum. Ben gezerken bir zamanlar hayatın içinde olan teleks makinelerini gördüğümde isimlerinin yıllardır aklıma dahi gelmediğini fark ettim. İletişim aletleri teknolojinin baş döndürücü hızına kapılınca bu hız içinde bazı icatlar çok çabuk tarih olup dimağlarımızdan silinebiliyorlar. Telgraf makineleri ise 100 yılı aşkın bir zaman hizmet verdiler. Telgraf ve telefon direklerinin hayatımızdan çıkışı daha dün gibi hatırımdadır. Büyük küçük hepimizin kullandığı iletişim harikası makinelerin tarihsel gelişimini yakından öğrenmek isteyenler için İstanbul müzelerinden olan PTT Müzesi bizlere eşi bulunmaz bir fırsat sunuyor.
Kaynak;
Manastırlı Hamdi
Bey ve Osmanlı Devleti’ndeki posta işleri hakkındaki yazımda yer alan bilgileri
1992 yılında Milliyet tarafından 24 cilt olarak basılan Büyük Larousse’tan
derledim.
*Reaya nedir?
Tanzimattan önce Osmanlı Devleti’nin Müslüman olmayan uyrukları, Hristiyan.
Tanzimattan önce Osmanlı Devleti’nin Müslüman olmayan uyrukları, Hristiyan.
Tarihte yolculuk yaptıran güzel bir müzeye benziyor...Manastırlı Hamdi beyi da
YanıtlaSilha önce duymuştum..
YanıtlaSilMüzede oldukça ilginç makineler var. Daha önce hiç görmediğim iletişim araçlarını yakından görme fırsatı tanıyor PTT Müzesi. Manastırlı Hamdi Beye ait bir pul çıkarılmıştı. Maalesef hirpalanmis tek bir örneği var bende. Sağlam olsaydı o pulu yayinlayacaktim. Teşekkür ediyorum :)
SilHer İstanbula gittiğimde önünden geçtiğim fakat bir türlü zaman bulup gezemediğim ve merak ettiğim yerlerden biri. Ayrıca pul koleksiyonu yapmaktayım, sanırım merakım bundan kaynaklanıyor olmalı.
YanıtlaSilAnadolu yakasından Sirkeci tarafına sık geçemiyorum. Ama bu sefer kısa da olsa bir fırsat yaratıp gezebildim PTT Müzesini. Pul sergisini ilk zamanlara göre azaltmislar. Bir de yakın tarihli pullar yok sergilenenler arasında... Benim de pul koleksiyonum var çoğunlukla 1960 sonrası pullara sahibim. Pulculuk zevkli bir uğraş. Büyük Postane'nin filateli servisine de uğradım müzeyi gezmeden önce :)
SilNeden fotoğraf çektirmiyorlar acaba, vardır mutlaka bir mantığı, nedir acaba? Merak ettim Google'a da sorucam. = )
YanıtlaSilMüze ortamlarında loş ışık olur. Ortam karanlık olduğundan flash patlatarak daha ışıklı fotoğraflar çekme şansına kavusursunuz ancak bunun sergilenen eski eserlere zarar verdiği söyleniyor. Fakat teknoloji gelişti Flash patlamadan fotoğraf cekilebiliyor. Sebep buysa gereksiz bir yasak. Başka bir sebebi vardır diye düşünüyorum. Topkapı Sarayı'nda benzer bir yasak varken Tren Müzesi, Arkeoloji Müzesi ya da Kariye Müzesi'nde bu yasağa rastlanmıyor... Neyseki kalem kağıt vardı çözdüm sıkıntımı :)
SilÇok hoş bir yayın, feyz aldım.
YanıtlaSilTeşekkür ederim;)
Silİstanbul'a taşınalı bir yılı geçmesine rağmen hala kafamdaki gezi planını uygulayabilmiş değilim.Havalar biraz daha böyle giderse gidip görmek isterim mutlaka :))
YanıtlaSilİstanbul bu anlamda bir altın madeni. Umarım planlarınızı bir an önce uygulamaya geçirebilirsiniz. Sevgiler :)
Silosman hamdi bey gerçekten türkiye arkeolojisinin ve müzeciliğin atasıdır : )) güzel bilgiler için teşekkürler .
YanıtlaSil